Kadirimiz Kadrimiz.


26/9/2008 · Kategori: Alinti Yazilar

Cuma gününde “İcabet Saati”,
ameller içerisinde Allah’ın rızası,
günahlar içerisinde gazabı,
Kıyametin kopma zamanı,
İnsanın nerede ve ne zaman öleceği,
Beş vakit namaz içerisinde “Vüstâ” namazı,
Allah’ın isimleri içerisinde “İsm-i Azâm”ı,
Kulları içerisinde salih ve veli kulu gizlendiği gibi
Kadir Gecesi’nin hangi gece olduğu da gizlenmiştir.
(bk. Kurtubî XX/137)
 
Bunun hikmetlerinden birisi,
insanların ona güvenip diğer zamanlarda isyana dalmamaları,
bir diğeri de yine buna bağlı olarak, Kadir Gecesine tesadüf etme ümidiyle bütün bir Ramazanı ihya etmelerini istemek olabilir.
 
 
 Ama yine de en sağlam rivayetler onun Ramazan’da ve Ramazan’ın da yirmiyedinci gecesinde olduğuna işaret eder. Çünkü “Kadir” suresinde Kur’ân-ı Kerim’in Kadir Gecesinde indirildigi, Bakara suresinde de Ramazanda indirildigi bildirilir.
Demek ki, Kadir Gecesi Ramazan içerisinde bir gecedir.
 
 
Birtakım zamanlarda fazla mesai yapanlara, normal zamanların birkaç katı fazla ücret verilir.
Bazı olayların yıldönümleri ikramiye günleridir.
Bazı krallar tahta çıkışları ya da işbaşına gelince cülus bahşişi dağıtırlar.
Bazen genel af ilân edilir ve çok büyük cezalar dahi bağışlanır.
Bazı pazar, panayır ve yerlerde yüzdeyüzleri çok âşan kârlar sağlanır…


 Bütün bunlar bizim Kadir Gecesi gibi zamanları anlamamızda sadece bir fikir verebilirler.
 
Çünkü o gecenin sahibi Sanî’dir, Cevvâd’dır, Kerim’dir, Gaffâr’dır,Rahman'dır,Kadir'dir(C.C)…
 
O’nun hazinesi, cömertliği, keremi, bağışlaması başkalarınınkine benzemez.
 
 O, insanlara göre ne kadar büyükse, O’nun bahşişi ve affı da onlarınkine göre o kadar büyüktür.
Hazineler O’nun olduğuna göre, kime ne kadar vereceğini de O bilir. Bu, ayrıca Allah (c.c)’in kullarına ne kadar acıdığını ve kurtuluşlarını nasıl istediğini de gösterir.
İşte Kadir Gecesi, O’nun Muhammed Ümmetine bir bahşişi, bir genel af ilanı ve bir ikramiyesidir.

 
RABBİM TAZE VE KAVİ BİR İMANLA  KENDİ ULU ZATINA YAKIN,
HUZURUNA,KEREMİNE,SIFATLARININ TECELLİSİNE LAYIK,
KALBİMİZİ SIRLARINA AŞİNA,
EMİRLERİNİ NEFSİMİZE SULTAN,
İBADETLERİMİZİ BİRER MİRAÇ,
AKİBETİMİZİ HAYR EYLEYİP ,
MERHAMETİ İLE BU ACİZ VE FAKR İÇİNDEKİ KULLARINA KENDİ BÜYÜKLÜĞÜ İLE MUAMELE EYLESİN RABBİM ...
KADİR'İMİZ KADRİMİZİ BİLDİRSİN...
AMİN ..........AMİN ..............AMİN.........
 
DUALAŞALIM İNŞAALLAH... :)


*****


Allah râzı olsun tefekkür.
Gülümsüyor


Yorum (yok) Yorum yaz!

Taş idim, kalp oldum..


22/9/2008 · Kategori: Alinti Yazilar

 



Güçsüz, takatsiz bedenlere yüklendi…

Can kokan taşlardan medeniyet inşa etmeye kalkıştı firavunlar.

Ölümsüz kalmak için taşa oydurdular çehrelerini

Ebediyet taş idi onlar için.

Geleceğe uzanan binalarla övünüp taştan mezarlar yaptılar

Kendilerine uyarıcılar geldiğinde

“ Bize uğursuzluk getirdiniz. Bundan vazgeçmezseniz sizi taşa tutar, eziyet eder, elem veririz.”dediler.

Bir kez daha kan döktüler taşlarla.

Çaresizliklerini fark ettiklerinde elleri taşa sarıldı. Aciz bırakan her şeyden kurtuluş sandılar taşı; hakikatten, ölümden, kaçışı olmayanda. Hâlbuki taştır cehennemin yakıtı.

Babil’den bu yana gökyüzüne çıkmak için yığılmış taşlar dağ gibi. Oysa dağa, taşa yüklenince sorumluluk çekilmiş, kaçılmış ondan.

Sadece beşer almış bu emaneti, sonra düşmüş, taşa muhtaç sanmış kendini. Taştan ilahlar yaparak önünde diz çökmüş. İbrahim boynuna asmış baltayı taşın.

Demişler;

“Nasıl olurda bir taş baltayla zarar verir?!”

Demiş;

Zarar vermeyenden fayda bekleme!

Taştan binalar, yollar, duvarlar, gökdelenler…

Medeniyet; taşlarla övünen akıl…

Taşlara sığınanlar hep toprağa salmışlar ordularını. En değerli taşların toprağın derununda gizlendiğini bilmemişler, anlamamışlar toprak zerrelerinin enginliğini. Oysa toprağa bırakmış İbrahim sevdiklerini… Allah’a sığınmış… İsmail su bulmuş toprakta korumuş annesi… Suya bırakmış annesi Musa’yı, korumuş. Taşlardan toprağa sığınınca Musa uzakta ateş görmüş anlamış

“Benim ben!” demiş

“Allah!” demiş.

Toprakla terbiye etmiş Musa kavmini.

“Aklımız Allah’ı neden almıyor?” diyenlere “dağa, taşa bak!”demiş.

“Rabbi göster!” diyince parçalanmış dağlar.

Toprağa dikilmiş bir taştır nihayet; yitirilmiş bir cana işaret eden. Başlarına taş dikildiğinde ebediyen susmuş toprak olduğunu unutanlar ve bir gün yatarken yaşın üstüne, er kişi diye, ne er kalır ne kişi sevdiklerinden. Yatarken taşın altına sevdiysen Rabbi, sevdiysen Nebiyi o kalır. Kutlu Nebi Allah’a yöneldiğinde taştan eve çevirdi yüzünü, taştan ev sonsuza dek kıble gâh oldu, oraya varmak hac oldu, hacı oldu oraya varanlar. Herkes onun getirdiği değerler etrafında birleşti. Kötülüğe, şeytana taş attı hacca varanlar.

Topraktan yaratmış Âdem’i Allah. Musa toprağa vurunca sular yarılmış, İsa adım atınca kanat germiş melekler. Hangi toprağa basmışsa ayağını kerem sahibi Elçi bereket olmuş. Taşa basmış İbrahim kurar iken Kâbe’yi. İzi çıkmış ayağının sevinmiş, makamı İbrahim olmuş. Taşa basmış Nebi yükselirken miraca, taş değer olmuş. Put olmaktan kurtulmuş, her şey yerli yerine oturmuş. Taşlar Allah‘a yönelmiş ondan sonra. Allah korkusuyla inmişler zirvelerden. Hissedince günahı kararmış Hacerül Esved, bembeyaz bir taş iken. Nebi öpmüş, sahabe öpmüş, hacı öpmüş, Nebiyi öpmüş taş tavaf oradan başlamış. Tevazu yüklü taşlardan mescitler kurmuş Resule tabi olanlar, secdeye varmışlar huzurunda Allah’ın, sadece ona sığınmışlar. Hıra’da dururken görmüş Nebi ufukta apaçık, örtüsüne bürünmüş önce, sonra kalkmış, uyarmış, taş kesilen zihinleri açmış. “Allah !“demiş, “Allah!” demiş Bilal taşının altında.

Taş; “ Allah!” demiş.

Dedi; konuşmaz taşlar.

De ki; o gün diller taş kesilir, eller, ayaklar haber verir yaptıklarından.

Taş vardır; içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır; yarılır, içinden sular akar. Taş vardır; Allah korkusuyla düşer.

Dedi; su çıkmaz taştan.

De ki; ya Musa asanı taşa vur!

Her taş yerine oturdu dokununca Nebi.

“ O, el emindir!” dediler.

“Siyah taşı yerine kimin oturtacağına o karar versin.” dediler ve henüz seçildiğinden habersizken bile adalet yaydı, güven yaydı, barış yaydı insanlara. Nebi olduğunda bir medeniyet kurdu gönle giden, ilime üreten, adalet yayan. Zaman geldi taş taşıdı, vakit geldi kalp okşadı. Yetimin başına koyunca elini Nebi onun elinden mahrum kalan yetim oldu. Zengin oldu kendini fakir sanan, fakir kaldı onu anlamayan. Nihayet taşı aşmayı öğretti gönülle, sevgiyle, duyguyla, akılla, sağlıklı bilgiyle.

Dediler; yenilik yoktur ki onda.

De ki; hepimiz yenilendik.

Mahcup oldu Taif de Resul’e atılan taş.

“Bilmiyorlar “dedi af diledi âlemlerin rahmeti. Bilmiyorlardı, bilmek istemiyor, direniyorlardı.

“Sizden biriyim!” dedi Nebi…

“ Sevgi” dedi, “Kardeşlik” dedi, “Adalet” dedi.” Merhamet” dedi.

“ Din dürüstlüktür” dedi. Buyurdu; din müsamahadır, kolaylıktır, samimi olmaktır.

Anlamadılar, konuştular, sırt çevirip toprağa taşa verdiler yanlarını, taş yıkılıverdi. Suçladılar, değer

bizdedir dediler, böbürlendiler.

Nadan ne bilsin, nerde bir değer varsa üzerinde Muhammed’in kokusu vardır, nerde Nebi’den koku varsa o değerlidir.

Dediler; efendi ne getirdi kılıçtan başka?

De ki; taş idim, kalp oldum!




Hasan Karaca

Yorum (3) Yorum yaz!

Yaz Kalemim


12/9/2008 · Kategori: Alinti Yazilar


 


Dokunuşlarını hüzün dokuyan ney’lerin işittiği, kalblere dokunan bir kalemim olsa... Ve bu kalem, yüreğimin çığlıklarını, dertlerimi, ızdıraplarımı anlatsa.. onu Yüce Dava’nın emrine versem ve şöyle seslensem: Yaz kalemim; güller ve dikenlerin asırları kuşatan savaşını yaz. Tevhit ile şirk arasında kopan fırtınaları; mânâ erlerinin, sadece maddeyi gören tek gözlülerle mücadelesini yaz. Varlık ile yokluğun kavgasını diz satırlara.

Yaz kalemim. Asrın yangınını yaz. Kalblerdeki imana göz diken yangını, mâneviyatı yutmak istercesine yükselen alevleri yaz. Gagasına bir damla su alıp da yangına koşan serçeden de haber ver, seccadelerine akıttıkları gözyaşlarını yangına salanlardan da…

Yaz ki, evlâdı alevler içerisinde yanan anneler gibi tutuşsun insanlar. Ülfetin kalbleri tutsak eden kelepçeleri kırılsın. Asrı kasıp kavuran yangı söndürmek için, Mecnûn’un Leyla’ya koşması gibi koşsunlar.. yağmurun toprağa, Refref’in Mescid-i Aksa’ya, Burak’ın Sidretü’l-Münteha’ya koşması gibi…

Yaz kalemim. Sen yazarken, yıldızlar yağsın üzerine. “Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine tutunsanız kurtuluşa erersiniz!” diyen Kutlu Nebi’nin (sas) ve ashabının nurları karışsın mürekkebine. Öyle bir yaz ki, o nur donatsın okuyanların kalblerini. Hayatlara ışık olsun, gül müjdesi olsun.

Bir rüya yaz kalemim, bir küçücük mekânda görülen. Yitirilmiş cennetin yağız atlı süvarilerinin salınarak gezdiği rüyayı yaz.

Yaz, bir sevdanın destanını. Asr-ı Saadet’te başlayıp, kıyamete uzanan eşsiz sevdanın destanını... Küheylanların şahlanışını, yüreklerin haykırışını, ufku tutan yüce sevda ve onun sevdalılarını yaz.

Yerlere yaz, göklere yaz, yüreklerin attığı şahdamarların üstüne yaz. Dal kalemim mânâ mürekkebine ve ötelerden kutlu haberler yaz. Sakın bir an durma. Hep yaz. Sevdamı bağla Anka Kuşu’nun kanadına ve uçur ötelere..




Didem Rumeysa Sezginer

Yorum (2) Yorum yaz!

RaMaZaN


6/9/2008 · Kategori: Alinti Yazilar

Ramazan'ın her gecesi dolu olduğu gibi her hecesi de dolu!

Ne derece sahih bilinmez

Ama gerçek olmasıdır duâmız…




RA > rahmet

MA > mağfiret

(D)Z > dzaman min ennar= ateşten muhafaza

A > aman (emniyet)

N > nur

"Kim Ramazan ayını Allah'a inanarak, imanla ve sevabını Allah'tan bekleyerek ihyâ eder, Ramazan orucunu güzelce tutarsa, o güne kadar işlemiş olduğu geçmiş günahları afv ü mağfiret olunur, Allah affeder."

"Kim Ramazan orucunu tutarsa...Bu orucun sınırlarını, cezalarını, ahkâmını bilirse... Ve oruçluyken sakınması gereken şeylerden de sakınır, çekinir, kendisini korursa geçmiş ömründeki günahlara keffaret olur Yâni mağfiret olur..

"Kim Allah yolunda, Allah rızası için bir gün oruç tutarsa, Allah onunla cehennemin arasını yetmiş sonbahar, yâni yetmiş sene açar, cehennemden uzaklaştırır."

"Oruçlunun sükûtu sanki tesbih çekmiş gibi sevaptır, Oruçlunun uykusu da ibadettir, Duası müstecâbdır, kabul edilir,Ameline de sevapları de kat kat fazla miktarda verilir.”

"Dört şey vardır ki, kim bu dört şeyi yaparsa, orucuna kuvvetli olur, oruç tutmaya bedeni tâkatli olur, dinç olur; yâni orucu kolay tutar."

1.İlkönce su ile iftar etmek
2.Sahur yemeğini ihmal etmemek..."
3.Kaylûle uykusu denilen gündüz uykusunu terketmemek
4.Güzel bir koku koklamak… buyuruyor Peygamber SAS.

Yorum (2) Yorum yaz!

Berat Kandilinde neler olur?


17/8/2008 · Kategori: Alinti Yazilar

Bilgisayarınızda ki DELETE tuşuna bastığınızda nasıl tüm lüzumsuz verileri silebiliyorsanız, manevi dünyanızda yer alan tüm hatalarıda bu gece silebilirsiniz!

Bu gece BERAAT GECESİ!

BU GECE FORMATLAYIN KENDİNİZİ!

RAMAZAN-I ŞERİF GELİYOR..

YEPYENİ BİR RUH DÜNYASIYLA BAŞLAYIN YARINA..

BU GECE FIRSAT GECESİ..

RAMAZAN'A GİDİŞTE SON DÖNEMECE GELDİK..

HAZIRLAYIN RUH DÜNYANIZI..

TEVBE VE PİŞMANLIKLA YIKAYIN RUHUNUZU..


AÇIN AVUÇLARINIZI VE KALDIRIN ELLERINIZI SEMAYA..


Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bizlere şöyle buyurmuştur:

"Şaban ayının yarısı (Berâet gecesi) gelince: gecesini namazla, gündüzünü oruçla geçiriniz.

Cenâb-ı Allah o gece güneşin batmasıyla dünya göğüne iner ve şöyle der:

- Benden af dileyen yok mu; onu affedeyim. Rızık isteyen yok mu; rızık vereyim. Şifâ dileyen yok mu ;şifâ vereyim...

Hadislerle Berat Kandili

- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardı:


“Recep, Allah’ın ayıdır. Şaban, benim ayımdır. Ramazan, ümmetimin ayıdır”. Mübarek Recep ayının ardından gelen Şaban ayı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ayıdır.

Bu mübarek ayın değerini bilerek, ibadetlerimizi yapmalı, alemlerin Rabbinden af dilemeliyiz.

Şaban ayının önemli özelliklerinden biri Beraat gecesi gibi müstesna bir gecenin bu ayın içinde bulunmasıdır.

Ebu Hüreyre Radıyallahu And’dan rivayet edildiğine göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuştur:

—“Şaban ayının on beşinci gecesinin ilk vaktinde Cebrail (a.s) bana geldi; şöyle dedi:

—“Ya Muhammed, başını semaya kaldır. Sordum.


—“Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı:

—“Bu gece, Allah-u Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar.

Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar.

Meğer ki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin, devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun.

Bu kimseler tövbe edinceye kadar, Allah-u Teala onları bağışlamaz.

Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail yine geldi ve şöyle dedi: "Ya Muhammed başını kaldır. Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış.


Cennetin birinci kapısında dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyor:

"Ne mutlu bu gece rüku edenlere.

İkinci kapıdan dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyordu:

"Bu gece secde edenlere ne mutlu".


Üçüncü kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu:

"Bu gece dua edenlere ne mutlu."

Dördüncü kapıda duran melek dahi şöyle sesleniyordu:

-"Bu gece, Allah'ı zikredenlere ne mutlu".


Beşinci kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu:

"Bu gece Allah korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu."

Altıncı kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu:

"Bu gece Müslümanlara ne mutlu."

Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu:

"Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın.

Bunları gördükten sonra, Cebrail'e sordum: "Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak?


Şöyle dedi: "Ya Muhammed, Allah-u Teala, bu gece, Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kimseyi cehennemden azat eder."

- Hz. Ayşe Radıyallahu Anha anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki:

"Allah Teala Hazretleri, Nıfs-u Şa'ban gecesinde dünya semasına iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder."



İNŞÂALLAH İHYÂ EDENLERDEN VE İHYÂ OLUNANLARDAN OLMUŞUZDUR.

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::


Free Counter isLamSayfası.Com | islam, Kuran, Hadis, Fıkıh, ilmihal, islami içerik