Gözyaşı, kalp, el...
9/6/2008 · Kategori: Benim Kalemimden


Bugün 14 şubat... Dünyanın her yerinde aynı tarihi gösteren ülkelerde kutlamalar yapılacak. Birçok hazırlık, hediye bugün için.
Sokaklarda dolaşırken şöyle bir baktım. Ne kadar da meraklısı varmış bugünün. Ne kadar da sabırsızlıkla bekleyeni...
Başta çiçekçiler, daha sonra oyuncakçılar, kuyumcular bu liste böyle
uzayıp gider. Genç kızlar ve genç erkekler bugünü yanlız geçirmeme
gayesindeler.
Bugün 14 şubat... Genç kız ve erkeklerimizin iffet ve namuslarından
fedakarlık etmesi kutlanıyor... Hangi ad altında; "sevgi" adı altında.
Sevgi... Nedir sevgi ? Bir insanın kara kaşı kara gözü için yanıp tutuşmak mı ? Yada beraber pastaneye, lokantaya gidip birşeyler yemek ve parayıda elin yedi yabancısına mı ödetmektir ? Nedir sevgili ? Elini tutup, güzel sözler işittiğimiz, yeri geldiği zaman da fedakarlık
yapıp, taviz verdiğimiz daha sonrada bizi terkedip giden birisi mi ?
Öyle bir sevgi düşünün... Çıkarsız, karşılıksız, hesapsız... Ruhun
ihtiyacını, kalbin ihtiyacını tam manasıyla karşılayabilecek bir
sevgi...
Öyle bir sevgili düşünün ki hata üstüne hata, yanlış üstüne yanlış,
kusur üstüne kusur yapsak da bizi seviyor ve bu sevgisi yanlızca
sevgililer gününe münhasır değil. Her an sevdiğini belli ediyor bize. Her saniye bir hediye veriyor ve her saniye mutlu ediyor bizi. Servetini mutlu olabilmememiz, rahat olabilmemiz, ihtiyaçlarımız
giderilsin diye cömertçe önümüze seriyor. Katında bize değer vermiş. Bizi muhatap kabul etmiş. Hiçbir zaman bizi terketmeyecek ve hiçbir
zaman bize acı çektirmeyecek. Kim istemez ki böyle bir sevgiliyi...
Bizden hiçbirşey beklemiyor. Yapmamızı istediği şeyler ise yine
bizim faydamıza. 7 gün 24 saat bizimle birlikte. Her ihtiyacımıza ilk
koşan yine O. "Gene mi sen, niye geldin ? Neden beni çağırdın? İşim var. Başka zaman görüşelim" de demiyor. Hep bizimle ve bizimle olduğunu hissettiriyor.
Bugün 14 şubat gençlerin elinde güller, hediye paketleri görüyorum. Belkide aldıkları hediyeler beğenilmeyecek ve başlarına çarpılacak. Belkide o hediyeyi elıp sevdiğinin ufak bir gülümseyişini görmek,
görebilmek için cebindeki son parayı da, (normal günlerde 10 lira, özel
günler(!)de 30-40 lira olan) bir hediyeye verecek. Yazık. O genç ömür
bunun için mi harcanacak ?
bugün 14 şubat... bugünü yanlız geçirdikleri için çok mutsuz ve üzgün olanlarda vardır belki, kim bilir ?
"Keşke bende diğerleri gibi olabilseydim. Bugünün anlamını tam
manasıyla yaşayabilseydim" diye düşünenler... Biz bu günün manasını
hergün yaşıyoruz zaten. Diğerleri gibi (sonunda kaybedeceğini bile
bile) iffet ve namustan fedakarlık etmeye de gerek yok. bizim
sevgilimiz olması gereken ve bunu tek hak eden zat olan ALLAH -cc- hep bizim yanımızda.
Hadi hep beraber o tek Sevgili -cc- ye seslenelim. "Ey Sevgili! Bugün
daha da çok seviyoruz seni. Fani aşkları gördükçe, terkedilen, yüz üstü
bırakılanları gördükçe daha da çok seviyoruz seni! Ey Sevgili, şimdiye
kadar senden başkasına duyduğumuz sevgiler için utanıyoruz. Affet bizi
Ey Sevgili! Bizi muhafaza et. Sevgimizi yanlız ve yanlız sana kanalize
et. Sevgi sözcüklerimizi ve sevgi şiirlerimizi yanlızca senin için ve
senin Sevdiğin (sav) için söylememizi nasip et. Elimizi bırakma. Sana
olan sevgimizi arttır ve bizi fani aşkların tuzaklarından koru. AMİN
AMİN AMİN."
Nur Abdullah...
Güneş battı ve yerini karanlığa bıraktı. Herkes evine çekildi. Bir sayfa daha döndü, bir yevmiye defteri daha kapandı.
Yıldızlar görünmüyor bu gece. Demek ki bulut var. Halbuki ben, yıldızlara bakıp, derin düşüncelere dalacaktım. Neyse, kısmet başka bir güneymiş.![]()
Camı açıyorum. Derin bir nefes çekiyorum ciğerlerime. Ve işte o, rahmetin kokusu. Bir nefes daha derken, adetâ ilâhî bir terenümü besteleyn yağmurun sesi kulaklarıma değiyor. Bu güzelliğe şahit olmak ne kadar da muhteşem
İçime bir huzur doluyor yağmur yağarken. Rahmet derler yağmura. Ben bunu hep maddî rahmet olarak algılardım. Ancak şimdi anlıyorum ki; yağmur mânevî bir rahmetmiş aynı zamanda.
Sanki bu gece yağmur benimle konuşmak istiyor. Rüzgarın da yardımıyla yüzümü okşuyor. Ve bana diyor ki : “Bir ‘ol’ emriyle, hiçten, yoktan yaratılan bulutlar; nasıl ki ihtiyacı olan yerlere, rüzgârın sırtına binip gidiyorlar, nasıl ki susamış yeryüzüne ab-ı hayat olmam için yağdırıyor Rabbim beni, gözlerden akan yaşlar da bana benzer. Önce hüzün bulutları, kalbe doluyor. Sonra keder rüzgârına binip, tam da ihtiyaç olduğu anda, gözlerden yağıyor göz yaşları… Yüreğin susuzluğunu dindirip, ateşini söndürüyor.”
Evet yağmur doğru söylüyor. Gerçekten de öyle Ağladıktan sonra rahatlamadığım bir ânı hatırlamıyorum. Bir iki damla bile yağsa gözlerden, yetiyor insana.
Derin bir nefes daha çekiyorum. Kaldırımlara, ağaçlara, yollara bakıyorum. Heryer ıslanmış ve heryer bir başka görünüyor gözüme. Yapay ışıklar bile, yağmurdan sonra daha parlak görünüyorlar. Ve yağmurum geride bıraktığı toprak kokusu, taa insanın içine işliyor.
Yağmurla beraber benim de gözyaşlarım akmış. Hayret, hiç farketmemişim Yüreğim ferahlamış ve dudağıma bir gülümseme yayılmış. Demek ki rahmet beni de içine almış.
Rahmet; iyi ki varsın ve iyi ki yeryüzünü şenlendiriyorsun.
Yağmur; iyi ki varsın ve iyi ki yağıp temizliyorsun arzı.
Ve gözyaşı; iyi ki varsın, iyi ki gözlerimden akıyorsun.
Rahmeti, yağmuru ve gözyaşlarımı yaratan Rabb’e hamdolsun.
Nur Abdullah...